Bir koleksiyon sadece görülmez; duyulur.
- Admin
- 20 Haz
- 2 dakikada okunur
Giyim perakendesi çoğu zaman ürün, renk, kumaş, grafik, sezon hikâyesi ve kampanya görselleri üzerinden ele alınır. Fakat günümüz markaları artık yalnızca görsel dünyalarıyla var olmuyor.
Markalar; sesiyle, ritmiyle, sloganlarıyla, tekrar eden cümleleriyle ve hedef kitlenin zihninde bıraktığı duyguyla da hatırlanıyor.
Bad Bear için hazırladığım bu çalışmada koleksiyonu yalnızca bir ürün grubu olarak değil, markaya ait duyulabilen bir evren olarak ele aldım.
Türkiye’de giyim perakendesi tarafında müzik çoğunlukla mağaza atmosferi, reklam jingle’ı, kampanya videosu ya da sosyal medya fon müziği olarak kullanılıyor.
Bu projede ise müziği arka planda kalan destekleyici bir unsur olarak değil, koleksiyonun kendisini anlatan yaratıcı bir yapı olarak kurguladım.
Bu nedenle çalışma, koleksiyon tasarımı, grafik dil, slogan üretimi, marka söylemi, albüm kapağı estetiği ve markaya özel şarkıların aynı sistem içinde birleştiği deneysel bir “Sonic streetwear” yaklaşımı olarak gelişti.
Her ürün bir track gibi düşünüldü. Her grafik bir albüm kapağı gibi tasarlandı.Her slogan koleksiyonun nakaratı gibi konumlandı. Her şarkı ise Bad Bear’ın şehirle, sokak kültürüyle ve hedef kitlesiyle kurduğu bağı güçlendiren bir anlatı parçasına dönüştü.
Buradaki amaç yalnızca bir koleksiyonu tanıtmak değildi.
Amaç, markanın kendi sesini yaratmasıydı.
Bad Bear’ın sakin gücü, şehirli tavrı, sokak mirası ve “bear inside” ruhu; müzik dili üzerinden yeniden yorumlandı. Böylece koleksiyon, sezonluk ürünlerden ibaret olmaktan çıkarak kendi atmosferi, ritmi, kapak görselleri, sözleri ve sloganları olan bir marka albümüne dönüştü.
Bu yaklaşım benim için giyim perakendesinde yeni bir anlatı alanı açıyor.
Çünkü güçlü markalar artık sadece iyi ürün yapan markalar değil; kendi kültürünü, kendi dilini ve kendi sesini yaratabilen markalar.
Every product plays like a track. Every graphic feels like an album cover. Every slogan carries the rhythm of the brand.
Yorumlar